Üsküdar Fotoğrafçısı
Elinde fotoğraf makinesiyle gördüğü herşeyin fotoğrafını çeken ama çektiği fotoğraflardan tam olarak tatmin olmayan biri, camileri ilk defa görüyormuş, ezanı ilk defa duyuyormuş gibi bakışıyla İstanbul’a yeni gelen turistleri andırıyordu. Yaklaşık yirmi beş yaşında, orta boylu, kirli sakallı ve bakımsız saçları olan biriydi. Üstünde haki bir gömlek ve kot pantolon, ayaklarında beyaz spor ayakkabılar vardı. Elindeki fotoğraf makinesini bir hobi için taşımıyor, mesleğini yapıyordu. Küçükken babasının Almanya’daki bir akrabalarından istettiği bir fotoğraf makinesi sayesinde fotoğraf çekmeye ilgi duymuş, zamanla filmleri banyo etmeyi bile öğrenip babasının makinesiyle haftada bir kaç makara bitirecek kadar fotoğraf çekmişti. İlerleyen yıllarda babası ona son teknoloji bir makine almış, üniversite’de de fotoğrafçılık okumuştu. Artık yılların verdiği heyecan ve aldığı eğitimin karşılığı olarak birkaç gün önce bir sanat dergisinde işe girmiş, derginin İstanbul’u tanıtan “Fotoğraflarla İstanbul” bölümü için fotoğraf çekmekle görevlendirilmişti.

Bu filmi izlemeden önce konusu hakkında hiç bir şekilde araştırma yapmadım. Sadece iyi bir film olduğunu duymuştum o kadar. İsmi “Mommo” olunca filmin güneydoğuda geçtiğini, “Mommo”nun da Kürtçe bir kelime olduğunu sanmıştım. Filmi izlemeye başlar başlamaz, karakterlerin şivesinden ve ilerleyen sahnelerdeki araçların plakasından filmin Konya’da geçtiğini ve Mommo’nun da, çocukların babalarının onları korkutmak için uydurduğu öcünün adı olduğunu anlıyoruz.